Biraz yavaş olsa da volkanik püskürtü bulutu Hollanda'ya da ulaştı. Bugün saat 19:30 itibari ile bütün seferler iptal. Peki yolculara ne oldu? Tabi ki bir klasik olarak havaalanında sefil oldular, ama bu sefer Schiphol 2000 yatak, yatak takımları ve beleş internet ile hazırlıklıydı.
Buradan görebilirsiniz:
http://www.schipholtv.com/2010/04/15/update-aswolk-passagiers-overnachten-op-schiphol/
(direk video yayınım schipholtv'nin sürekli update etmesi yüzünden kaybolmuştur)
Teyzenin dediklerini de Hollandacamız yettiğince çevirelim:
Alitalia ile kızımızı görmeye Buenos Aires'e gidiyorduk. Güzelce Check-in yaptık, uçağa yerleştik, tam ayrılacağız, o da ne: Pilot amca dedi ki yok bir yere gitmiyoruz inin aşağı. Bu akşam da ne yapalım burada takılacağız, ama gençler güzel ortam hazırlamış, sosyal rahat fln, bakalım yarın kısmet.
bir de Damien Rice'dan gelsin
O koltuklar evimden rahat, acaba bu akşam Rotterdam yerine şöyle uçak manzaralı bir uyku çekmek için havaalanına mı gitsem?
15 April 2010
09 April 2010
03 April 2010
Eda vs. Bisikletler
Hollanda maceraları diye başlamışken bisikletlerden bahsetmemek olmaz. Yaygın olarak bilindiği üzere bu düz memlekette birincil ulaşım aracı bisiklet. Bisiklet nüfusu ülke nüfusuna neredeyse eşit, 1,5 senede benim elimden bile 4 bisiklet geçtiği düşünülürse az bile. Tabi bir tane gündelik bisikletin olacak, bir tane yedek ya da misafirlik, başka şehirde okula gidiyorsan ya da çalışıyorsan bir tane de o şehirde lazım, eee bir tane eski bisikleti de garajda bulunduracaksın ki yedek parçalarından faydalanasın...
Bir de bu bisikletler bizim bildiğimiz bisikletler gibi değil. Bir kere çok yüksekler benim gibi yerden bitme insanlara göre (bkz. Eda vs. Tuvalet Aynaları). 2. el ve ucuz bisikletler genelde 28''. İnsan diyor, herhalde bu yerel halk analarının karnından 1.80 boy ile çıkmıyor, elbet hayatlarının bir döneminde daha ufak boyutlu araçlara ihtiyaç duyuyorlardır. Sonra yanındaki kocaman bisikletin üzerine bir hamlede zıplayan 11 yaşındaki bacak kadar çocuk cevabı kolayca veriyor. İkinci alışılmadık özellik ise kontra pedal frenler. Yani gidondaki fren kolunu sıkmak yerine pedal ters çevrilerek fren yapılıyor. İlk başlarda alışılması zor olsa da, gidona dokunmadan bisiklet sürenleri görünce kullanışlı olduğunu kabul ediyor insan.
Esas gizemli nokta ise araba kullanırken bu kadar kibar olan insanların nasıl olup da bisiklet üzerinde canavarlaştığı. Bisiklet kullanırlarken durmak, yol vermek, takip mesafesi diye bir şey yok. Tabi bisiklet üzerinde bir yandan elma yerken cep telefonunda mesaj yazma kabiliyetine sahip olmayan azınlık için bu durum Istanbul trafiğinde direksiyon dersi almak gibi.
Ama en çok zorlayan kısım ise trafik ışıkları. Tabi ki bisikletein üzerindeyken yere yetişemediğim için, şunlar can kurtarıcılarım:
1. Üzerinde "ışık değiştir" düğmesi bulunan direk: Bisikletten inmemek için en büyük yardımcı. Direğe tutun oh bekle.
2. Yüksekçene kaldırım: Böyle ayağını uzatıp parmak ucu ile dengede durmaya yarıyor.
3. Uygun pozisyonda duran pedal: Bisikletten inildiğinde tekrar yukarı zıplayabilmek için destek. Özellikle kontra pedal kullanırken nerede fren yapacağını iyi hesaplamak lazım.
Eğer bunlardan biri yoksa, yolu işgal ettiğim için arkamda bekleyen insanlar tarafından kınanıp 65 yaşındaki teyzeler tarafından azarlanıyorum. Acaba tabure mi taşımaya başlasam?
Bir de bu bisikletler bizim bildiğimiz bisikletler gibi değil. Bir kere çok yüksekler benim gibi yerden bitme insanlara göre (bkz. Eda vs. Tuvalet Aynaları). 2. el ve ucuz bisikletler genelde 28''. İnsan diyor, herhalde bu yerel halk analarının karnından 1.80 boy ile çıkmıyor, elbet hayatlarının bir döneminde daha ufak boyutlu araçlara ihtiyaç duyuyorlardır. Sonra yanındaki kocaman bisikletin üzerine bir hamlede zıplayan 11 yaşındaki bacak kadar çocuk cevabı kolayca veriyor. İkinci alışılmadık özellik ise kontra pedal frenler. Yani gidondaki fren kolunu sıkmak yerine pedal ters çevrilerek fren yapılıyor. İlk başlarda alışılması zor olsa da, gidona dokunmadan bisiklet sürenleri görünce kullanışlı olduğunu kabul ediyor insan.
Esas gizemli nokta ise araba kullanırken bu kadar kibar olan insanların nasıl olup da bisiklet üzerinde canavarlaştığı. Bisiklet kullanırlarken durmak, yol vermek, takip mesafesi diye bir şey yok. Tabi bisiklet üzerinde bir yandan elma yerken cep telefonunda mesaj yazma kabiliyetine sahip olmayan azınlık için bu durum Istanbul trafiğinde direksiyon dersi almak gibi.
Ama en çok zorlayan kısım ise trafik ışıkları. Tabi ki bisikletein üzerindeyken yere yetişemediğim için, şunlar can kurtarıcılarım:
2. Yüksekçene kaldırım: Böyle ayağını uzatıp parmak ucu ile dengede durmaya yarıyor.
3. Uygun pozisyonda duran pedal: Bisikletten inildiğinde tekrar yukarı zıplayabilmek için destek. Özellikle kontra pedal kullanırken nerede fren yapacağını iyi hesaplamak lazım.
Eğer bunlardan biri yoksa, yolu işgal ettiğim için arkamda bekleyen insanlar tarafından kınanıp 65 yaşındaki teyzeler tarafından azarlanıyorum. Acaba tabure mi taşımaya başlasam?
Subscribe to:
Comments (Atom)


